Avusturya’da 14 yaşını doldurmamış öğrencilerin okulda başörtüsü takmasını yasaklayan düzenleme, mevcut hükümetin girişimiyle parlamentodan geçirilerek yasalaştı. ÖVP, SPÖ ve NEOS’un oylarıyla kabul edilen yasa, Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen tarafından imzalanmasının ardından Resmi Gazete’de yayımlandı. Düzenlemenin, gelecek öğretim yılından itibaren yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Karar, Avrupa’da yıllardır savunulan demokrasi, çoğulculuk ve inanç özgürlüğü söylemleriyle açık bir çelişki olarak değerlendiriliyor. Kendini özgürlüklerin güvencesi olarak tanımlayan bir ülkede, Müslüman çocukların inançları doğrultusunda giyinme hakkının devlet eliyle sınırlandırılması, “özgürlük” kavramının kimler için geçerli olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Eleştirilerin odağında, yasanın özellikle çocukları hedef alması bulunuyor. Uzmanlara göre, erken yaşta getirilen bu tür yasaklar, bireyin kimlik ve inanç gelişimini doğrudan etkiliyor. Çocukların 14 yaşına kadar başı açık olmaya zorlanmasının, ilerleyen yıllarda kendi inançları doğrultusunda özgür bir tercih yapmalarını fiilen zorlaştıracağı ifade ediliyor. Eğitim sisteminin görevinin, bireyi belli bir kalıba sokmak değil, özgür iradeyi ve eşitliği korumak olduğu vurgulanıyor.
Yasanın parlamentodan geçmesi ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması sürecinde, Avusturya’daki sivil toplum kuruluşları, dini cemaatler ve ilgili derneklerden güçlü ve organize bir toplumsal tepkinin yükselmemesi de dikkat çekti. Bu sessizlik, yalnızca ülkedeki Müslümanları değil, Avrupa genelindeki Müslüman toplumları da daha kırılgan hale getiren bir tablo olarak değerlendiriliyor.
Karara yönelik eleştiriler, bu düzenlemenin tekil bir uygulama olmadığına da işaret ediyor. Son yıllarda Avrupa genelinde Müslümanların kamusal alandaki görünürlüğünü sınırlayan politikaların giderek yaygınlaştığına dikkat çekiliyor. Avusturya’da eğitim alanında atılan bu adımın, ilerleyen süreçte sosyal hayat ve çalışma yaşamına da taşınabileceği uyarıları yapılıyor.
İnanç özgürlüğünün yalnızca söylemde değil, uygulamada da korunması gerektiğini savunan hukukçular ve insan hakları çevreleri, çocukların dini kimlikleri nedeniyle eğitimde baskı altına alınmasının kabul edilemez olduğunu belirtiyor. Devletin sorumluluğunun, ailelerin ve bireylerin inanç temelli tercihlerine müdahale etmek değil, bu tercihler için eşit ve güvenli bir alan sağlamak olduğu vurgulanıyor.
Avusturya’da yasalaşan bu düzenleme, Avrupa’nın temel değerleri ile güncel siyasi kararları arasındaki derin çelişkiyi bir kez daha gözler önüne sererken, “özgürlük” kavramının sınırlarının yeniden tartışılmasına neden oluyor.

















